tarihinde yayınlandı 4 Yorum

Eski Arabalar ve Tarihi

Araba ve Tarihçesi, Eski Arabalar ile ilgili bilgi içeren makale…

Araba (Bu buluşun bilimsel açıklaması; “Tekerlekli bir taşıyıcı”dır.) yük veya yolcu taşımak için tasarlanan ve kesinlikle tekerlekleri olan, bir motora sahip veya motorsuz bir şekilde karada hareket eden araçlardır. Eğer tekerlek yoksa ona araba diyemeyiz tekerleği olmayan bir taşıyıcı kızak, gemi, uçak ve benzeri bir araç olabilir.

Arabaların motorsuz olanları yani Eski Arabalar insan veya hayvan gücüyle yürütülür. Mesela el arabaları ve basit tekerlekli işçi arabaları insan gücüyle yürütülürken, öküz arabası ve kağnı dediğimiz araçlar öküz veya manda yardımıyla, fayton veya benzerleri  at ile otomobil, kamyon ve bunun gibi araçlar  motor yardımı ile hareket eder.

Araba Kelimesinin Kökeni
Araba kelimesi tarihte ilk defa Codex Cumanicus‘da (Kodeks Kumanikus, Karadeniz’in kuzeyinde bulunan Kıpçak Türklerinin (Kumanlar) İtalyan ve Alman dil bilimcileri tarafından 14. yüzyılın ortalarında iki bölüm olarak hazırlanmış bir eserdir.) geçmektedir. Sakaca (Eski bir dil) dilinde rraha (at arabası) anlamında ve Zentçe (Eski bir dil) dilinde raθa aynı anlamda kullanılmıştır.

Eski Arabaların Tarihi
Arabanın icadı çok eski yıllarda (M.Ö. 3000) tekerleğin ve kızağın icadından sonra yapıldığı düşünülmekte ama araştırmalar sonucunda tam olarak kanıtlanmış değldir. Bu araştırmalar ile ilk çağlarda yaşayan kavimlerin (Sümer, Mısır, Yunan, Asur vb.) arkası açık olarak iki tekerlek üzerinde savaşmak için yaptıkları arabaları kullandıkları adak heykelciklerinde görülmektedir.

Hititlilerin M.Ö. 200 li yıllarda 2 tekerlekli ve parmaklıklarla süslenmiş arabaları savaş için icat ettikleri bilinmektedir. Roma, Yunan ve Frig halkının dağ, veya sarp bayırlarda yaptıkları arabalır devrilmeden ilerleyebilmesi için arabanın iki tekerleğinin sığa bileceği birbirine parelel oyuklar yaparak yol yaptıkları bilinmektedir.

Eski Arabalar‘ın 9. yüzyılın başlarında üstü kapalı modelleri geliştirilmiş. Arabaların biraz daha konfor sağlaması için sarsıntının azaltılması amacı ile yay ve makas kullanımı 1400’lü yıllarda başlamıştır. Yaklaşık aynı zaman dilimleri içerisinde Uzakdoğunun bazı bölgelerinde Çekçek, Almanya’nın bazı yerlerinde Koçu ve Anadolu’da Kağnı arabaları kullanılmıştır.

Eski Araba ResimleriEski ArabalarEski Arabalar

1500’lü yıllarda İngilterede Fayton, 17. yüzyılın başlarında Fransa’da  Berline’lerin yapımına başlanmış. 20. yüzyıllar ile beraber otomobillerin geliştirilmesi ve demiryolu taşımacılığının başlaması ile Eski Arabalar önemini kaybetmeye başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Tanzimat Fermanı‘na kadar sadece Padişahlar ve Şeyhülislamlar arabaya binebiliyorlardı. Tanzimat Fermanı ile bu ayrıcalık kaldırılmış ve 2.Meşrutiyet ile beraber kadın-erkek birlikte arabaya binmeye başlamışlardı. Öküz ile yürütülen Koçu arabaları İstanbul’da kullanılan İlk Araba ünvanını taşımaktadır. Bu dönemden sonra Binek olarak Fayton, Landon ve Berline arabaları İstanbul’un gözde binek araçları arasında yer almayı başarmışlardır.

Türkiye tarihinde 1950’li yıllarına kadar İstanbul’da faytona biniliyorken, 1964 yıllarına kadar Ankara sokaklarında fayton ile dolaşılıyordu. Günümüzde İstanbul Adalar’da, İzmir ve kıyı Şehirlerimizde turistik amaçlar ile fayton taşımacılığı yapılmaktadır.

Eski Araba Resimleri

www.zerkaya.com

tarihinde yayınlandı 2 Yorum

Demokrasi Şehidi ve İslam Kahramanı… Adnan Menderes…

Bir yİĞİT VARDI aDNAN mENDERESSabah kalktığımda takvimler 17.09.2012 tarihini gösteriyordu.  Güne erken başladım,   işlerimi halletmeye çalışırken sosyal medyaya da   göz atmayı   ihmal etmiyordum.  Sosyal medyada  gün içerisinde  ”Adnan Menderes” ismi büyük sükse yapıyordu.

Adnan Menderes  kimdir ?  Bu ismi tanımam fazlasıyla geç olmuştu…   İlköğretim ve lise yıllarımda sadece onun ismini taşıyan  bulvarı  biliyordum.  Adnan Menderes için Bediüzzaman  Hazretlerinin söylediği söz üzerine   ” İslam Kahramanıdır,  Adnan Menderes”   bu ismi tanımaya çalışmıştım.  Gerçekten de kahraman olup olmadığını sorgulamıştım.

Ezanı Türkçe okunuşundan  arapça olan asli diline   çevirmesi ,  kapatılan dini mağbetleri açması,  tek parti dönemine son verip çok partili döneme geçmesi dini değerler ve demokrasi açısından çok önemli gelişmelerdi.   Ben kahraman ifadesinin  bile bu kişi için az olduğunu düşünüyorum.

Bugün,   Akşam Gazetesi yazarlarından  Gürkan  Hacır,  Adnan Menderesle ilgili yazı kaleme almıştı.  Ayhan Aydan ile Adnan Menderes aşkını  ve kürtaj olaylarını yazmıştı.   Adnan Menderes için ”Kahraman” diyenleri eleştirmişti.  Gürkan Hacır beyefendiyi diyorum:

Bir yİĞİT VARDI aDNAN mENDERESBir yİĞİT VARDI aDNAN mENDERESBir yİĞİT VARDI aDNAN mENDERES

Efendimiz döneminde bir köpeğin karnını doyurduğu için Cennetle müjdelenen  fahişe kadın bile varsa.   Dini alanda ve demokratik alanda  bu işleri yapan insandan Kahraman olarak bahsedilmesi çok ütopik olmamalı…  51 yıl önce sebebi halen bilinemeyen olaylardan dolayı idam edilen Demokrasi Şehidimizi saygı ve rahmetle anıyorum.

Saygılar…

tarihinde yayınlandı

Naziler İnsanları Nasıl Öldürüyorlardı

Tarihi bir ayıp olarak kayıtlara geçen Nazi barbarlığına ışık tutması amacı ile bazı bilgilerden faydalanarak hazırladığım bu makalede Hitler‘in emri ile harekete geçen acımasız ve tüm insanlık belirtilerini kaybeden Nazi soykırımcıları tarafından işlenen cinayetler ve bu cinayetleri nasıl işledikleri örneklere anlatılıyor…

Nazilerin çocukları öldürmesi

Naziler hedefledikleri katliamlar için korkunç yöntemler geliştirmişlerdi. Önceleri özel tasarlanmış otobüslere bindirilen hastalar kısa bir şehir turuna çıkarılıyorlardı, içerde olup bitenlerin görünmemesi için camları boyanan bu otobüsler egzoz dumanını  otobüsün içine verecek şekilde dizayn edilmişti. Hastaların kısa şehir turu her seferinde mezarlıkla son buluyordu.

Soğuk Suda ölenlerHitler’in isteği ile Naziler tarafından kısa sürede Hadamar, Branderburg, Grafeneck, Hartheim, Sonnenstein gibi yerleşim yerlerinde sterilizasyon merkezleri adı verilen ölüm evleri kuruldu. Bu merkezlere aktarılan çocuk, kadın, yaşlı ve sayısız mahsum hasta, iğneyle zehirlenerek yada küçük guruplar halinde gaz verilerek öldürüldü. Ölü bedenler o merkezlerin krematoryum adı verilen dev sobalara benzeyen bir binanın içerisine  toplanarak yakılıyordu. Ancak krematoryumların aralıksız tüten bacaları civar halkına korkunç gerçeği hissettirmekteydi.

Öldürülenlerin ailelerine ise sahte doktor isimleri ve sahte imzalarla süslenmiş taziye mektupları gönderiliyor, bu taziye mektubunda “Kişinin yakalandığı amansız bir hastalığa yenik düştüğü“ yalanı yazılıyordu.

Sterilizasyon merkezleri bir süre sonra daha canice bir amaca hizmet etmeye başladı.

Nazi doktorları merkezlere getirilen hastaları n üzerinde korkunç deneyler yapmaya giriştiler. Din ahlakının insanlara emrettiği sevgi, şefkat, merhamet, acıma gibi duygulardan tamamen yoksun olan Naziler tarihte eşi benzeri olmayan barbarlıklara imza attılar.

NAZİLERİN doktor belgesi

İnsanlar sözde kendi ırklarının refahı için canlı kobaylar olarak iğrenç deneylerde kullanıldı.

Örneğin Alman pilotların yüksek irtifa uçuşlarında maruz kalacakları basınç ve paraşütle atlamaları sonucu nasıl etkilere maruz kalacaklarını test etmek için bazı hastalara öncelikle pilot kıyafeti giydirildi, bunun ardından paraşüt takılarak basınç odasına kapatılan hastalar iç organları patlayana kadar basınç altında tutuldu.  Bir başka deneyde kuzey buz denizine düşen bir pilotun ne kadar süre yaşayabileceği test edildi. Pilot kıyafeti giydirilen hastalar buzlu su dolu havuzlara sokularak ne kadar sürede can verdikleri ölçüldü.
Dünya’yı  kendi ırkının insanlarıyla doldurmak için sürdürülen acımasız deneylerin bir tanesi de insanların göz rengi ile ilgiliydi. Bu deney için Josef Mengele her sabah yaptığı Auswitch toplama kampı kontrol turunda kahverengi gözlü denekler seçmeye başladı. Amacı savunmasız deneklerin gözlerine şırınga ile sıvılar enjekte ederek göz renklerini maviye çevirebilmekti. Deneklerin hepsi korkunç acılar çekerek kör oldu, bazıları da hayatlarını kaybetti.İnsanlık dışı deneylerin en korkunçları Auswitch toplama kampının doktoru Josef Mengele tarafından yönetildi. Çocuklar ve özellikle ikizler üzerinde yaptığı canice deneyler ile tanına Mengele ilk denemesini 20 çocuğun lenf bezlerini alarak yapıyor. Bu çocuklara tüberküloz hastalığı aşılandı ve sonuçları gözlemlendi. Tüberküloz virüsü aşılanan bu çocuklardan hiç biri kurtulmadı.

sterilazyon kampı

Sterilizasyon kamplarının en ücra köşelerinde bile zavallı mahsum insanların çığlıkları yankılanıyordu.

www.zerkaya.com
05.09.2012
ÇARŞAMBA

tarihinde yayınlandı

İyi Bir “BLOG” Yazmak

sevilen bir blog için

Bloglar artık günlük hayatımızın bir parçası ve çoğu  zaman haberleri, gelişmeleri ve yorumları bloglardan takip ediyoruz. Yeri geliyor o bloglarda yorum yaparak tartışmalarada giriyoruz. Peki ama başarılı bir blog oluşturmak, tanınan bir blog yazarı olmak için nelere dikkat etmek gerekiyor? Tüyolarımıza kulak verin…

HEDEFİNİZİ İYİ BELİRLEYİN
SayılarBlogunuzun amacı nedir? Bu soruya net bir cevap bulun. Sadece makyaj ve moda konusunda yayın yapan bir blog mu yazmak istiyorsunuz? Yada video oyunları hakkında haber ve yorumların yer aldığı bir blogunuz mu olsun istiyorsunuz? ilgilendiğiniz herhangi bir konuda blog oluşturabilirsiniz ama “her şeyden biraz” formülüyle yola çıkmadan önce tekrar düşünün. Dev medya kuruluşları bile “her şeyden biraz” bloglarına içerik üretirken zorlanıyorlar. O yüzden, bir konuya odaklanın ve o konuda herkesin aklına kazınan blog olmayı hedefleyin.

TARZINIZI BELİRLEYİN
Sayılar rakamlarRuh halinize göre bir öyle, bir böyle metinler yazdığınız bir blog sayfası, okurlarınızı rahatsız edecektir. Blog‘unuzun bir yayın politikası ve bir dili olsun. Alaycı, mizahi, ciddi, öfkeli, kızgın, sakin … Birini seçin ama hep o tarzda yazmaya özen gösterin. Bu sayede, blogunuz okurun aklında daha kolay yer edecektir .

GÖRSELLER ÇOK ÖNEMLİ
Sayılar rakamlarYazılarınızda bol bol görsel kullanmaya özen gösterin. Görselsiz bir yazı, pişmemiş yemek gibidir. Onu masada yemek bekleyen insanlara servis edemeyeceğiniz gibi görselsiz makalelerinizi de blogunuzda yayınlamamaya özen gösterin. Görsellerinizi olabildiğince yüksek çözünürlüklü seçmeye çalışın ve blog sütununuz dar bile olsa, fotoğraflara üstüne basıldığında büyüyecek şekilde ayarlama yapmayı unutmayın. Örneğin, bir makyaj veya moda blogu yazıyorsanız, yüksek çözünürlüklü kıyafet görselleri, yazıyı okuyan takipçilerinizin fotoğrafları da detaylıca incelemesine izin verecektir. Okurlarınız kıyafet görsellerini ince ince, detaylıca, yakınlaştırarak incelemek, kıyafetin dokusunu, kumaşını hissetmek isteyeceklerdir.

VİDEO VE MÜZİK
Sayılar rakamlarDijital çağda yaşarken okurlarınıza neden kağıt üzerinden metin okuyormuş muamelesi yapıyorsunuz ki? Yazdığınız yazıya, okurlarınıza huzur verecek veya yazının ruhuna uyacak küçük bir müzik eklemek sizin elinizde. Ya da detaylıca anlattığınız bir olayı bir de video ile göstermek için bir video koymak, blogunuzu en sevilenler listesinde en yukarılara taşıyacaktır.

POLEMİKTEN KAÇININ
Sayılar rakamlarYazılarınız ilgi topladıkça ve okur sayınız yükseldikçe yorumların sayısı gibi saldırgan okurların sayısı da artacaktır. Yazılarınızın altına yapılan yorumlarda, beğenilerini vurgulayanlar kadar sert eleştiriler yapanlar da olacaktır. Fakat siz hiç bir şekilde okurlarınızla münakaşaya girmemelisiniz. Eğer yorumlarda sizi rahatsız eden hakaret, küfür gibi detaylar varsa bu yorumları silerek ama saygılı eleştirilere dokunmadan ve kimseyle kavga etmeden blogunuzda yazılarınızı yayınlamaya devam etmelisiniz. Okurlarınızla tartışamaya başladığınız anda, diğer okurlar da sizi antipatik bulmaya başlayacak ve blogunuzdan kaçacaklardır .

İyi bir blog için

tarihinde yayınlandı 6 Yorum

Bill Gates ve Microsoft

60 milyar dolar $ servetin sahibi

microsoftMicrosoft‘un kurucusu Bill Gates, 60 milyar dolara yaklaşan
servetiyle dünyanın sayılı zenginleri arasında…

Bill Gates Kimdir; 28 Ekim 1955 yılında avukat bir babanın oğlu olarak Seattle’da doğan ve Microsoft ismiyle özdeşleşen Bill Gates, dünyanın lider yazılımcısı olarak tanınıyor. Üniversite eğitimini yarıda bırakarak şirket kurmaya karar veren isimlerden biri olan Bill Gates‘in şöyle bir başlangıç hikayesi var;

Bill Gates Microsoft1975 yılında Popular Science dergisinde Altair 8800 bilgisayar sisteminin tanıtımını gören Bill Gates bundan çok etkilenerek bilgisayarın tasarımcısıyla görüşmek istiyor. Görüşmeyi ayarlayan Bill Gates çocukluk arkadaşı Paul Alien ile birlikte üzerinde çalıştıkları BASIC programlama dilini anlatmak üzere tanıtım yapmaya gidiyorlar. Tanıtımın sonunda Gates ve Alien, Altair bilgisayarları için BASIC programlama dilinin telif hakkını satın alıyor. Bütün bu gelişmelerin üzerine heyecanını bastıramayan ve iş hayatına atılmaya karar veren Bill Gates Harvard Üniversitesi’ndeki hukuk eğitimini yarıda bırakarak Paul Alien ile birlikte Microsoft‘u kuruyor…

Bugün dünyanın en büyük yazılım şirketlerinden biri olan Microsoft‘ta Bill Gates‘in büyük katkıları var. Kişisel bilgisayarlarımızda kullandığımız Windows işletim sistemi, Internet Explorer ve Microsoft Office gibi temel programlar ise bu başarının en güzel örnekleri. Tam 33 yıl boyunca Microsoft‘ta önemli projelere imza atan Bill Gates, 2008 yılında emekliye ayrılmaya karar verdi. 2009 yılında ise Forbes dergisinin yaptığı araştırmaya göre 60 milyar dolara yaklaşan servetiyle dünyanın en zengin adamı oldu.

Nasıl Bill Gates oldu?
Bill Gates okul arkadaşı Paul Alien ile birlikte 1960’11yıllarda BASIC adındaki programlama dilini öğrendi. Programın en dikkat çekici yanı basit bir dilde olması ve kişisel bilgisayarlarda büyük bir etki yaratması oldu. Bu da ona büyük bir imparatorluğun kapılarını açtı.

E-posta başına 1 cent
Çoğumuzun korkulu rüyası olan spam e-postalara son vermek için çözüm arayışına giden Bill Gates bir öneride bulunarak 2004 yılında, gönderilen her e-posta için 1 cent verilmesini söylemişti.

Kendini hayır işlerine verdi
Kısa bir süre önce emekli olan Bill Gates eşi Melinda ile birlikte Bill&Melinda Gates Foundation adlı bir dernek kurdu. Dernek 2007 de tüm dünyada eğitim ve sağlık konusunda 2 milyar dolardan fazla harcama yaptı.

Böyle reklam görülmedi!
Microsoft, Windows 95‘in tanıtımı için o zamana kadar görülmemiş enteresan bir reklam kampanyası düzenlemişti. Empire States, Microsoft‘un logosunda bulunan kırmızı, sarı ve yeşil renklerle aydınlandı. Taksim Meydanı Ve dünyanın pek çok meydanında da Windows 95‘e özel tanıtımlar yapıldı.

tarihinde yayınlandı 2 Yorum

Yemek Duası

Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız!

Şeklinde başlayıp devam eden yemek dusının birde hikayesi var.

Rivayetlere göre 1900′ lü yıllarda yaşamış bir manevi zatın kaleme aldığı bu dua, o zatın talebeleri tarafından yemekten sonra okunurmuş. Bu manevi zatın gönül gözü açık talebelerinden biri bir gün uykusunda bir rüya görür.

Rüyada Peygamberimiz, Sahabe efendilerimiz ve birçok evliyanın içerisinde bulunduğu bir yemek sofrasında bulur kendini. Yemekler yiyilip sıra Peygamberimizin Sofra Adaplarından olan Yemek Duasına geldiğinde Efendimiz bu zatı işaret ederek ‘hadi bize bir dua et’ şeklinde buyurur. Kendisinden dua beklenen bu ilim talebsinin aklına kendisinden ders aldığı Manevi zatın şükür için yazdığı o dua gelir aklına ve duayı okur. Peygamberimiz duayı çok beğenir ve bir kere daha okunmasını buyurur, tekrar edilen duayı Peygamberimiz tekrar okunmsını buyurur v bu şekilde dua tam üç kez okunmuş olur.

Rüya gören talebenin bu durumu diğer talebe arkadaşlarına ve Hocasına anlatmsıyla her yemekten sonra bu duanın okunması adet olmuş ve işte günümüze böyle ulaştırılmış

Yemek Duası

tarihinde yayınlandı

Peygamberimizin Sofra Adabı

Sofra duasıAllah Resülü, yemeğe “Ey Allah’ım! Bu nimeti şükrü yapılmış ve cennet nimetinin verilmesine vesile yapacağın bir nimet kıl.” duası ile başlardı. Sağ ayağını diker, sol ayağının üzerine otururdu. “Ben sadece bir kulum! Kulun yediği gibi yer, kulun oturduğu gibi otururum.” derdi. Sağ eliyle, önünden ve üç parmağı ile yemek yerdi. Çoğu zaman dördüncü parmağını da yardımcı yapardı. “İki parmakla yemek, şeytanın yiyişidir.” buyururdu. Hoşuna gideni yer hoşuna gitmeyeni yemezdi. Hiçbir yemeği kötülemezdi.

Suyu üç yudumda tada tada içerdi. Her nefesin başında Besmele çekerdi, sonunda da “Elhamdülillah” derdi. Yemekten önce ve sonra ellerini güzelce yıkardı. “Yemeğin bereketi hem yemekten önce, hem de yemekten sonra elleri yıkamaktadır.” buyururdu. Yemekten önce ve sonra bir miktar tuz tadardı. “Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitirenin vücudundan Allah Teala yetmiş hastalığı alır.” derdi.

Ayakta ve yürürken yiyip içmezlerdi. Yemek kabına üflemeyi yasaklardı. Ağızlarından bir şey çıkaracakları zaman sol tarafa döner ve bunu sol elleriyle çıkarırdı. Toplu yemek yemenin bereketi artıracağını ifade eden Allah Resülü, “Sofra konduğu zaman, hiç kimse, sofra kaldırılıncaya kadar kalkmasın. Ve karnı doysa bile, sofrada bulunanları mahcup etmemek için herkes doyuncaya kadar elini sofradan çekmesin. Doyduğunu hissettiren bir davranışta bulunmasın. Zira erken kalkmakla, kişi arkadaşım mahcup etmiş olur; o da, yemekten elini çekmek mecburiyetinde kalır. Ola ki, onun karnı henüz doymamıştır.” buyurarak sofra adabına dikkat çekerdi.

tarihinde yayınlandı

Bedük Kimdir?

Bedük
BedükTürkiye’de dans müziği denildiğinde akla gelen ilk isim
Serhat Bedük ile teknoloji ve son albumunu konuştuk.

Türkiye Bedük’ü 5 yıldır beğeniyle dinliyor, izliyor.
Yola çıkarken bunu planlamış
mıydın?

Kimse böyle bir şeyi önceden planlayamaz, sen sadece sevdiğin şeyi yapıyorsun ve yapmaya devam ediyorsun, beğeni kendiliğinden geliyor. Bunun için gelecekte neler olacak diye hiç düşünmedim.

Müziğin kıpır kıpır ama bir o
kadar da yalın …

Benim bir yaklaşımım vardır: Less is more. Az şeyle çok şey yaşatabilmek yani ve bu her zaman doğru bir yaklaşımdır. Albümlerimi dinlediğiniz zaman çok fazla armoni var, çok fazla geçmişe gönderme var ve birçok müzik tarzının karışımı var. Şarkılarda Jazzy akorlara rastlamak da mümkün, sert rock riflerine de.

Ya yeni albüm?

Bu dördüncü albümüm olacak, ayrıca aralarda iki tane de single yaptım. Eylül’de piyasada olacak. Öbürlerinden
bir adım ötede olacağını düşünüyorum. Ben yaptığım müziğe dans müziği diyorum, bazı çevreler elektronik müzik olarak adlandırsa da bana göre göre elektronik müzik çok farklı.Albüm de global bir sound amaçlıyorum ve bugüne dek yaptıklarımı bir adım daha öne taşıyacağını inanıyorum yani kendimi tekrar da değil, daha iyisini yapmak adına deforme etmek de değil…

Bunun konser ayağı da olacak
mı?

Kesinlikle. Özellikle bunun için bir sahne projemiz var. Bunun için oldukça çalışıyoruz ki gerçekleştiğinde hayatınızda görüp görebileceğiniz en teknolojik sahne olacağını söyleyebilirim. Sonuçta oldukça çılgın bir hazırlık içerisindeyiz.

Genel anlamda teknolojiyi
seven biri misin?

Ben teknolojinin hastasıyım. Hayatımı zaten teknolojiden kazanıyorum. Aksi düşünülemez zaten …

Çocuk demişken, bu ay
babalar günü ve sen iki çocuk
babasısın …

Evet kız 1.5,erkek 3.5 yaşında. Baba olmak müthiş bir duygu ne kadar yoğun olursam olayım çocuklarımla vakit geçirmek adeta terapi gibi bir şey.

Bu derece teknolojik bir
babaya da Babalar Günü’nde
teknolojik bir hediye yakışır.
Nasıl bir hediye beklentin var?

Gerçeği söylemek gerekirse yanlarında olmak bile bir hediye benim için.Ama mutlaka bir adı konsun derseniz iPhone’da bir video çekip bana göndermeleri bana yeter.

Müzik ile bitirmek gerekirse
sözü, evde kullandığın müzik
sistemi nedir? Örneğin
konukların geldiğinde …

O zaman da müzik dinlemeyelim sohbet edelim derim. Hayat paylaşınca güzel…

tarihinde yayınlandı

Sinekli Sinan

SİNEKLİ  SİNAN

Yasin

Aynı işi yapardık Sinan’la. Ortağımdı o zamanlar. Tabi o zamanlar dediğim bundan beş yıl öncesiydi. Bizim gündüzümüz yatağa esir düşmüş;  gecelerimiz sarhoşlara hizmetle geçerdi.

Sinan bıçkın bir delikanlı, eser gürler kimseye ses ettirmez nefes aldırmaz. Zannedersin peygamber tayin edilmiş başımıza her zaman ondan sorulmalı her şey. Haliyle korkar herkes gençtir kanı deli akıyor korkusu yok. Gençler alttan alır eyvallah çeker, yaşını başını almışlar geri geri çekilir bulaşmaz. Ne olduysa bir günde oldu bitti bizim serseri Sinan oldu mu Sinekli Sinan.

Nasıl oldu diye merak ediyorsun dinle o zaman. Bu olay olmadan önce gece birlikteydik yine. Meyhanede nefes aldırmadı kafayı çekip dünyası dönmeye başlayanlara. Basıyor küfürü, sayıp döküyor ana avrat soy sop. Neyse dağıldı tabi herkesler sabahın olmuş mu beşi yine. Tabi yol üstü evi. Birlikte yürüdük ordan buradan lafladık ağzı bozuk adamın iki lafından biri uçkuruna münhasır. Bırakıp onu evine ben geçtim evime.

Sonrası mı sonrasını ondan duydum:

Sinan

Sen’le kapattık ya dükkanı cebine koyim. Eve geldim yattım başım çatlıyor. Tabi uyumak nerde kıvran dur yatakda. Yatak değil cebine koyim sanki salıncak. Ben hırs yaptıkça uyumak için sanki uyku benden kaçıyor. Kıvran Allah kıvran. Neyse sabah yedi sekiz ben şöyle bir dalar gibi oldum. Vızzzzzzt. Anlıma bişey yapıştı cebine koyim. Aha cebine koydum demeye kalmadı tokadı patlattım, ama alnıma oturtmuşum Osmanlıyı. Kafa ha çatladı ha çatlayacak derken bir de tokadı yedik mi kendi  elimizden, artık bize tokat mı oldu yoksa sakarlık mı ettik cebine koyim bilmem. Dur aha geldi gene cebine koyduğum.

-Kim geldi olum.
-Görmüyon mu sineği?
-Ne sineği olum kafayı mı yedin n’aptın?
-olum cebine koyduğum hortumunu sallıyo baksana. Neyse gitti gene.
-anlatıyodun olum.
-he tam tokadı patlattım baktım kafamın üzerinde dönüp duruyor. Kalktım sayıp sövüyorum tabi. Aldım gazeteyi elime. Tam duvara yanaşmış iniş takımlarını açmış. Bir çarptım gazeteyle sırtından çıktı bacakları herhal. Pat düştü yere cebine koyim. Baktım bitane daha geldi. Ona vurayım  derken bitane daha geldi. Tam yeni gelene döndüm bitane daha geldi sıraya girmişler cebine koyim ben vurdukça çoğalıyo bunlar.

Yaşlı Sinek

Biz çok badireler atlattık evladım, inanır mısın bir gün manyağın birine denk geldik çok zaiyat verdik ama hala pes etmedik tabi. Kana kan dedik son damlasına kadar öcümüz olanı hakkımız olanı alacaz elbet.

-Nasıl oldu büyük büyük dede?
-Nasıl mı oldu?

Baban o zamanlar deli kanlı, ananla yeni evlenmişler. Gece gündüz demeden dalışlar yapıyor. Gece evine girdiği adamların delinmedik derisini bırakmıyor. Tabi çok söyledim oğul etme böyle girersin bir gün delinin birinin evine ölün çıkar başımızı koma belada diye. İnsan oğlu delisi çok olur gece bir yarıda uyanır alır eline zehir zıkkım bir meret yapıştırır seni, duvara. Dinlemedi. Tabi cümbür cemaat girdik birinin evine içerisi leş gibi kokuyor pis zıkkım biri ağzını açmış ha öldü ha ölecek. Baban da anana hava olsun diye sen tut adamın anlına dal. Adam betermiş önce kendine bile patlattı babana vuracam diye.sonra dikildi yatağın içine dikti gözlerini babana. Elinde büyükçe bir şey. Dedim bizim oğlan gitti bu deli bunu öldürür biz dikkatini dağıtalım baban biraz mesafe alsın demeye kalmadı baban duvarın dibinden geçerken sersemledi mi panikledi mi anlamadım konmaya yeltendi.dikkati dağılır diye uçuşsak da adam kenetlenmiş bizim oğlana. Pat. İndirdi bizimkinin üzerine kocaman bir şeyle. Baktık baban emaneti teslim etmiş sahibine. Biz durur muyuz hiç. Toplandık etrafına. Veysel’i de gönderdik gölün oradan toplanıp gelsinler diye. İşte beş yıldır buradayız. Eve sardık çıkmıyoruz.

Yasin
İşte böyle abi adama sarmış sinekler bizimki de kafayı bozmuş bunlarla eve giremiyor. Bizim Sinan artık sineksiz gezmez oldu başında bir küme. Karşıdan görsen yürüyen kovan zannedersin mübareği. Vel hasıl onca ezdiği adamın ahı çıkıyor anlayacağın.

Kıvanç Akyol

tarihinde yayınlandı

Kukla Yönetim ve Adanademirspor

Kukla Yönetim ve Adanademirspor

Geçmiş yazılarımda bahsettiğim gibi Adanademirspor takımı Play Off müsabakaları sonucunda Bank Asya Ligine yükselen son takım olmuştu.  Takım  Bank  Asya Ligine yükseldikten sonra yönetim kurulu olağanüstü  kongre  kararı almış, başkanlık seçimine gitmişti. Eski başkan Mehmet Gökoğlu ve  Selahattin  Aydoğdu aday olmuştu. Selahattin  Aydoğdu bilindiği üzere  şubat ayı içerisinde aday olmak istemiş ve mevcut yönetimin  ‘ biz devam ederiz.’ kararı ile Selahattin Aydoğdu başkanlıktan çekilmişti.

Adanademirspor gerçekleri

Selahattin Aydoğdu tekrar aday oldu ve temlik koymadan 10 milyon lira ödeyeceğini flaş transferlerle şampiyonluğa oynayacak takım kuracağını söylemişti.  Mehmet Gökoğlu  ve yandaşlarının 146 tane tüzüğe aykırı üye bulmasıyla kongre gerginleşmiş ve ertelenmişti. Bu süreç içerisinde Selahattin Aydoğdu küstürülmüş ve adaylıktan çekilmişti. Bu olayın ardından  Mehmet Gökoğlu da adaylık çekildiğini açıklamış.

Perde arkasında Önder Serin’i başkan göstermişti.  Önder Serin başkan olduktan sonra yaptığı açıklamada  politika  yaparak kimse aday olmadığı için başkan oldum demişti.  Başkan olduktan  sonra  8 yıl aradan sonra takımı şampiyon yapan Ercan Albay ile yollarını ayırmış ve şampiyonluk primi olarak verilecek 100.000 liranın 4 ay taksitle ödenmesini ayarlamıştı.  Şampiyonluk primi olarak Ş.Urfaspor,   Kemal Kılıç’a 750.000 lira ödeneceği  kulislerde konuşulan rakam olmuştu.Bu  kadar fedakarlık yapmasına rağmen  Ercan Albay ile yollarını ayırmış ve  Güvenç Kurtar ile anlaşma sağlanmıştı. Güvenç Kurtar öncesinde Ünal Karaman ve Yılmaz Vural ile görüşülmüş anlaşma sağlanamamıştı.

Biz buna anlaşma yerine  bu iki insanın transfer piyasasında komisyoncu olmaması dersek daha doğru olur. Güvenç Kurtar 3 yıl takım çalıştırmamış  ve yorumculuk yapmıştı. Göreve geldikten sonra çok garipsenecek transferlerde bulunmuş, aldığı futbolcular eski talebesi olup bunlardan komisyon alması muhtemel olmuştur.  Adanademirspor’un ONURLU  taraftar topluluğu Şimşekler Grubu  tepkilerine gerek sosyal medyada gerekse yürüyüşlerde dile getirmişler ama değişen bir şey olmamıştır.Yönetim kurulunun  düzenlediği toplantıda yürüyüşe katılan binlerce taraftarı  küçümsemiş sadece 650 kişi yürüdü demişti. Buradan sormak istiyorum kendilerini destekleyen menfaatçi zihniyetler  kaç kişi!

Mevcut yönetim bu yazılara ve  sosyal medyada yapılan bütün platformlara rağmen göreve devam ediyor.  Çünkü amaçları ucuz transfer yaparak TFF’den gelen şampiyonluk primini bitirmek;  lig başladığı zamanda 3-4 mağlubiyet sonrasında Adanademirspor’u enkaz yığını olarak bırakmaktır. Zihniyetleri Demirspor küçük olsun, bizim olsun zihniyetidir…